Türk Diyarı Saraybosna - Misafir Yazar - Enver Doğuşcan Özkan
- ezgsumer
- Apr 18, 2020
- 4 min read
Updated: Apr 27, 2020
Bu blogun anlamı benim için çok büyük, ilk misafir yazarım tarafından yazıldı. Enver Doğuşcan Özkan'a yaptığı bu seyahati paylaştığı için çok teşekkürler.
Keyifli okumalar dileriz. 😊
Kendimi hem Türkiye’nin herhangi bir ilindeymişim gibi hissettiğim hem de bir o kadar farklı bir ülkede olduğumu anladığım, hamur işlerine ve tarihin izlerini taşıyan dokusuna hayran kaldığım Saraybosna... Seyahatimize başlamadan önce nasıl şanssız bir başlangıç yaptığımız anlatarak ile başlayalım.
Sabah saat 06:25’te yakın arkadaşımı Uber ile alarak havalimanına doğru yola çıktık. Biraz gecikmiş olmamızdan dolayı hızlı bir şekilde araçtan indik. Küçük bir temiz hava molası verdikten sonra havalimanına girdiğimde tüm paramın, kartlarımın ve pasaportumun olduğu el çantamın yanımda olmadığın fark ettim. Araç koltukları ile aynı renkte olmasından dolayı koltukta unuttuğumu anladık. Bugün bile hala kendisine minnettar olduğum sürücü yetişmesine imkan vermememe rağmen ekstra bir ücret almayarak bana el çantamı geri getirdi.
Gergin ve moralimiz düşük başladığımız seyahatimiz uçakta kabin memuru arkadaşımıza denk gelmemizle biraz olsun artmış oldu. Havalimanına iner inmez Saraybosna’da okuyan bir Türk grubuna denk gelmemiz de tatilin olumlu yönde seyrinin değişeceğinin göstergesiydi.
Bir taksiye atlayıp çat pat İngilizcesi ile hostele gidene kadar Saraybosna'yı her yönüyle tanıtan tonton amcamızla sohbetimiz de hala aklımdadır. İlk şokumuzu şehrin ortasından geçen tramvayın üzerinde "Konya-Saraybosna" yazısı (kardeş şehirler) ile atlatıp, şehir merkezindeki AVM'nin büyük ekranında dönen "Muhteşem Yüzyıl" tanıtımı ile devam ettirdik.
Baş Çarşı'nın tam merkezindeki hostelimize yerleştikten sonra hemen çarşıya indik. Karnımız açtı ve burnumuza gelen pastane kokuları bizi daha da acıktırmıştı. Aldığımız harika unlu mamüllerimiz elimizde yürüyerek her adımda daha fazla şaşırmaya devam ediyorduk. Meydanda Çaykur Türk Çay Evi, Türk kahvecileri, günün o saatlerinde Sezen Aksu şarkılarının çaldığı meyhaneye denk gelmek beklemediğimiz durumlardı.
İşletmelerinde Türk nüfusunun fazla olduğu mobilyadan, giyime, restoranlarına kadar bir çok Türk markasının hakimiyeti olduğunu görmek bizi şaşırtmıştı.

Bunların yanı sıra Bosna’nın kendine has tarihi dokusu, hala bir çok duvarda savaş döneminden kalma çok fazla sayıda mermi izleri mevcuttu. Seyahatlerimde genellikle bilindik tarihi yerlere gitmek yerine sanki orda yaşayan, o ülkenin vatandaşı gibi seyahet etmeyi tercih eden biriyim. O ülkede yaşayan biri gibi, kısıtlı süre de olsa yaşamak benim açımdan daha çok zevk vermekte.
Seyatimizin genelinde ulaşım aracı kullanmamaya özen gösterdik. Saraybosna'nın tüm sokaklarını, meydanlarını havanın çok güzel olmasını da fırsat bilerek yürüyerek gezdik. Meydanlardaki kiliselerde ayinlere katılıp, yol üzerindeki 4-5 kişilik kahvecilerinde oturup, şehir insanın yaşamını daha yakından görmek bizlere aşırı derecede keyif veriyordu. Saraybosna'nın arka sokakları şehrin merkezinden çok farklı bir boyuttaydı. Issız bölgesindeki binalarında grafiti olan, arada kalmış küçük kilise ve okullarını, ikinci el dükkanlarını görmeden gelmemenizi öneririm. Sakinlik ve ıssızlık sizi biraz ürkütsede, sakinliğin şehrin tüm geneline hakim olduğunu görünce rahatlayacağınıza emin olabilirsiniz.
Bütün günü yürüyerek geçirmiş birileri olarak akşam saatlerinde Saraybosna'nın yerel biralarını tadacağınız küçük pubları ısrarla öneririm. Bir not olarak bizim seyahat dönemimizde kapalı mekanlarda hala sigara içiliyordu.

İkinci güne çaylarımızı içip, lezzetli hamur işlerimiz yiyerek başladık. Üzerine de keyif yapmak için Türk kahvelerimizi içtikten sonra sonsuz ateş anıtını ziyaret ederek şehri tepeden görmek, bol temiz hava ve yeşillikler içinde yürüyüş yapmak için teleferik ile Trebeviç Dağı'na çıktık. Bizim gittiğimiz dönemde tarihi teleferik yenilerek tekrardan açılmıştı. Şehir merkezi sakin olmasına rağmen 1 saatten fazla bekleyerek teleferiğe binebildik. Beklerken acaba geri mi dönsek diye düşünürken çıktıktan sonra iyi ki beklemişiz dediğimiz bir manzara ve ortamla karşılaştık. Bu yorgunluğumuzdan sonra yemeden dönmemeniz gereken cevapcici ve boşnak böreği ile midelerimizi bayram ettirdik.
Şehrin diğer ucuna gitmek istediğimiz için tramvay kullanmaya karar verdik. Tramvaylara istediğiniz kapıdan bindiğiniz bir sistemle karşılaşacaksınız. Binenlerden kartını okutanları da göreceksiniz okutmayanları da. Tramvaya bindiğimizde mevcut kart cihazını göremediğimiz için okutmadan oturmuştuk. 4 durak sonra kart kontrolü yapan polislerin tramvaya bindiği ana kadar her şey çok güzeldi. Kartlarımızı kendilerine gösterdiğimizde, basmadığımız için cezai işlem yapmak için bizi tramvaydan indirdiler. Kendilerinin İngilizcesi olmadığı için ve bizim turist olmamızdan dolayı pasaportumuzu alarak bizi karakola götüreceklerini ve ağır bir ceza keseceklerini ilettiler. Bir şekilde nerden geldiğimizi, el kol hareketleriyle neden kart basmadığımızı anlattıktan sonra, insafa gelerek bizi bırakmaya karar verdiler. Ancak 10-15 dk yaşadığımız stresi bir ben bilirim. 😊 Bu Saraybosna'da şimdi keyifle hatırlasam da yaşadığımız tek olumsuz olaydı.
Yürüyerek şehrin diğer ucundaki otogarına kadar gitmeye karar verdik. Şehrin kamu binalarını, mezarlıklarını, daha uzaktaki yaşam alanlarını, terk edilmiş noktalarını, opera binalarını bu şekilde daha iyi görme fırsatımız oldu. Aralardaki küçük süpermarketlerden Saraybosna'ya özel alışveriş yapmayı asla ihmal etmemenizi öneririm. Dönüş yolunda tekrardan aynı yolu yürümemek için tramvaya bindiğimizde aynı polislerle karşılaşıp bastığımız biletleri göstererek karşılıklı tatlı bir tebessüm ettiğimiz anımız da oldu. 😊
Seyahatimizde en çok hoşuma giden yer fotoğraflarda da gördüğünüz tarihi berber dükkanı. Şansımıza o gün Pazar olduğu için kapalıydı.
Yerel marketlerden ve dükkanlardan alışverişimizi yaptıktan sonra Saraybosna Nehri'nin kenarında yine elimizde unlu mamüllerimizle gençlerin oturup güneşlendiği alana giderek artık dinlenme moduna geçtik. Bu tür tatillerde mutlaka kaldığınız yerdeki yetkililerden orada yaşayan biri olarak öneri ve tavsiye almanızı öneririm.
Elinizden geldiğince bu şehri yürüyerek gezmelisiniz. Saraybosna’da en çok hoşuma giden şey insanların her şekilde size yardım etmeye çalışmasıydı. Bir çok otomat ve cihazda Türkçe’nin 3. dil seçeneği olması, oradan biri gibi hissetmenize yol açmıştı.
3. günün sabahında otobüsle Belgra'da doğru yola çıkacağımız için biraz daha unlu mamülleri stoğu yaparak hostelimize döndük. Saraybosna’dan ayrılırken bir gün tekrardan geleceğimi bilerek ayrıldım.
Belgrad seyahetinde görüşmek üzere...
Enver Doğuşcan Özkan
ig: doguscanozkan
Comments